• post-slider

Napoli nasıl sevinir, nasıl üzülür!

“Dünya değişmişti. Avrupa’nın en gürültülü, en kalabalık ve en kaotik şehri artık ıssızdı”...İtalyan antropolog Amalia Signorelli, ''10 Mayıs 1987 öğleden sonra Napoli'' için böyle diyor...milyonluk şehir ıpıssız ve sakinlerinin tamamı San Paolo stadyumu ve çevresinde tıkış tıkıştır...

 

O günün akşamında Napoli, kuruluşundan 61 yıl sonra ilk defa Serie A şampiyonudur...Arjantinli bücür Maradona ile tabii ve tabii onun sayesinde...yoksul Güney'in zengin ve kibirli Kuzey'e karşı zaferi, başka kiminle mümkün olabilirdi ki...

 

Zaten çılgın Napoli, 61 yıllık daha çıldırır ve bu çılgın sevinç günlerce, haftalarca sürer...mezarlığın duvarına şöyle yazılmıştır: Neyi kaçırdığınızı bir bilseniz...

 

Napoli işte böyle sevinir...

 

...

 

1990 Dünya Kupası İtalyada oynanıyor ve yarı final maçı İtalya ile Arjantin arasında...şehir Napoli, stad San Paolo...

 

Maradona yüzünden Napolililer kendi milli takımlarına karşı Arjantin Milli Takımı'nı desteklerler, daha doğrusu Maradona'yı...ve final vizesi Arjantinindir, aslında Maradona'nın...

 

İtalya Milli Takımı kaptanı Paolo Maldini, maçtan sonra şöyle der: Maç Napoli'de oynanmasaydı biz finale çıkardık...

 

Napoli işte böyle sever...

 

...

 

2020 Kasım'ında Arjantinli bücür ölür...Dünya, Napoli kulübünün açıklamasını beklemektedir ve açıklama yapılır: Kelime bulamadık...

 

Napoli işte böyle üzülür...

...

 

Vezüv Yanardağı, 79 yılında patlar...büyük patlamada Pompei ve Herculaneum şehirleri yok olur ve binlerce insan ölür...patlamadan kurtulanların uzağa kaçamayanları Napoli'ye yerleşirler...Vezüv Yanardağı'nın öte yakasına...halbuki patlama öte yakada olsa, Pompei ve Herculaneum yerine Napoli diyecektik...

 

Üstelik Vezüv Yanardağı, 1944 yılında lavlarını gökyüzüne püskürterek Napoli'ye bir ikazda daha bulunmuştur...lâkin Napoli bu, hiç aldırış eder mi...

 

...

 

Benim Napoli aşkım Malaparte ile başlar...evet, Curzio Malaparte ile...iki çok kıymetli kitabı pek meşhurdur: ''Hükumet Devirme Tekniği'' ve ''Kaputt''...

 

''Can Pazarı'' da onun kitabıdır fakat onların değerinde değildir...ancak içindeki Napoli'ye dair satırlar sebebiyle Malaparte'nin diğer bütün yazdıklarını o kitap uğruna yaksanız sezâdır...

 

Kitapta iki Napoli anlatılır...2. Dünya Savaşı yıllarında Almanların hakim olduğu Napoli ve yine aynı yıllarda müttefiklerin güya kurtardığı Napoli...tabii daha ziyade müttefiklerin bulunduğu Napoli...

 

Malaparte, müttefiklerin hakimiyet sağladığı dönemi ''Manevi Veba'' dönemi olarak tavsif ettikten sonra şöyle devam eder: Savaşı bu manevi vebaya tercih ederim. Kaşla göz arasında ve bir iki saat içinde, kadın erkek çoluk çocuk herkes bu korkunç ve esrarlı hastalığa tutulmuştu. Halkı şaşırtan ve serseme çeviren şey, bu korkunç salgının ani, şiddetli ve amansız oluşuydu. Bu hastalık birkaç gün içinde, istibdatın yirmi yıllık utancından, savaşın üç yıllık açlık ve acılarından daha fazlasını yapmıştı...

 

İşte bu manevi veba döneminde sarı perukalar çıkar ortaya...müttefiklerin zenci askerlerinin dolarları vardır ve sarışın kadınları tercih etmektedirler...sarışın olduklarına ikna için kaşlarını ve saçlarını sarıya boyayan kadınlar, cinsel organlarına da sarı perukalar yapıştırmaktadırlar...

 

Yine aynı dönemde, müttefiklerin çocuk istismarından zevk alan Faslı askerlerine de çocuklar satılmaktadır...anneleri tarafından...

 

Önce o satılan çocukların birkaç ay önceki hallerinden bahsetsin bize Malaparte; sonra kadınlara geçeceğiz...

 

''Küçük kızlar, zırhlı arabaların içinde sıcaktan kavrulmuş Almanlara gülümseyerek üzüm salkımları uzatıyorlardı. Almanlar tank kulelerinin kapaklarını açıp hediyeyi almak için uzandıkları anda pusu kurmuş çocuklar, düşman cesetlerinden topladıkları el bombalarıyla onları öbür dünyaya gönderiyorlardı. Bu acı ve soylu hilelerin bedelini canlarıyla ödeyen oğlanlar ve kızlar az olmamıştır.''

 

,,,

 

Amerikalı arkadaşı Malaparte'ye, çocuklarını satmanın Napolililer için olağan olduğunu imaya çalışır ve cevabını alır...işte Malaparte'nin muhteşem cevabı...dinleyin ama Napoli'ye aşık olmayın...

 

'' Napoli'de çocuklar kutsaldır. Napoli'de tek kutsal şey budur. Napoli halkı soylu bir halktır, Dünyanın en insancıl halkıdır. Sayıları altıyı, onikiyi bulan çocukları arasında, orada en yoksul aileler bile öksüzler yurdundan aldıkları bir çocuğu büyütürler. Bu çocuk en kutsalıdır, en iyi o giydirilir, en iyi o beslenir. Çünkü o ''Meryemin oğlu'' dur, öteki çocuklara uğur getirir. Napolililer hakkında her şey söylenebilir ama çocuklarını sokaklarda satmış olduklarını kimse söyleyemez. Yüzyıllarca süren sefalet ve kölelik dönemlerinde dahi Napoli'de böyle bir şey asla görülmemiştir.''

 

...

 

Malaparte'ye göre ve ne yalan söyleyeyim aslında bana göre de, manevi veba can pazarında bulaşır...Malaparte devam etsin...

 

'' Can pazarı ! Bu köleliğe karşı, özgürlük uğrunda, insanlığın haysiyet ve şerefi uğrunda, namus uğrunda bir savaş değildir. Açlığa karşı savaştır. Bir lokma ekmek için, bir kürek ateş için, çocukları örtecek bir paçavra için, üzerine yatacak bir çuval saman için savaş..İnsanlar can pazarında her kalleşliği yapabilirler; yaşamak için işlemeyecekleri cinayet, yapmayacakları rezalet yoktur.''

 

Şimdi unutursam, ne kadar ayıp olur Napoli'ye...anneler çocuklarını can pazarında ve diğer çocuklarını doyurmak için satıyorlardı...

 

...

 

Ömrümün yarım asrı kendime kötülükler etmekle geçti ve kötülük stokum hâlâ tükenmedi...lâkin size kötülük etmeyeceğim...

 

Yani, can pazarından başlayan yolu Jean-Paul Sartre'a kadar uzatmayacağım, hatta Sartre'ın şu cümlesi de metne dahil edilmeyecek: Hiç bir zaman Alman işgali altındaki kadar özgür olamamıştık...

 

...

 

Aşk hikâyeleri dinleyenler yahut okuyanlar için her zaman sıkıcıdır ve içlerinden nadiren bir ''Kerem ile Aslı'' yahut bir ''Manon Lescaut'' çıkar...öyleyse o kötülüğü de etmeyeyim ve Napoli aşkımı 2. Dünya Savaşı yıllarında bırakayım...

 

...

 

Napoli...

 

Cinsel organı sarı perukalı orosbu...

 

Eski Kilise meydanında çocuğunu satan alçak kadın...

 

Bunlar can pazarındaydı...ve sen daima '' Meryem'in Oğlu'' nun annesisin...

 

Bense haberdar dahi olmadığın aşıklarından biriyim ve bahse bile değmem...

 

1942 yıldan beri Vezüv'ün yanıbaşında ve onunla göz göze yaşayan bir çılgın şehre aşk, nasıl ilan edilir ki...

Yorum Yaz